Translate

24 Ağustos 2014 Pazar

Deniz...




Hiç şüphesiz bu dünyada beni yalnızca uçsuz, bucaksız, engin denizler anlar. İçimi dökebildiğim, sevincimi, hüznümü kuşkusuz paylaşabildiğim tek adres... Yüreğimi yakan acıları dalgalarına saldığım, hüsran yaşlarımın kırıntılarını içine bıraktığım engin denizler... Sanki karşısına her çıktığımda, her kendimden bahsettiğimde, her kırgınlığım da kıyıya vuran hırçın dalgalar bana bir cevap gibi... Acılarım her sert dalgalarda, sanki suya çarpmış bir kaya misali... Oysa benim gönlümde o kayalar un ufak oluyor her dalga darbesiyle... İçime bu denli huzuru salabilen bir arkadaş, bir sırdaş, bir dost...   Sessiz, kimsesiz bir köşede karşısına geçip dertleşmek benim en büyük tesellim...
Ben... Bozkırın çocuğu, Anadolu'nun ortasında kalmış güya bir büyük şehrin evladıyım. Bundan sebep, hep hasretim deniz kokusuna, dalgasına... Uzağım öyle uzağım ki... Vuslatım, yaz mevsimi kapıyı çaldığında üç beş günlük denizden ibaret... Hani insan sevdiğiyle beraberdir ya mesafeler olsa bile işte aynen öyle. Mektuplarım var benim kocaman kutular dolusu, denize yazılmış mektuplar... İçimi dökebildiğim tek varlığa kağıtlar, kalemler, kelamlar eşlik eder oldu. Güya birde hayallerin kucağındayım. Cam bir şişeye dolduracaktım mektuplarımı, ağzını da mantar tıpayla kapatacaktım. Sonra da en yakın kavuşma anında salacaktım hırçın dalgalara... Çocukça bir hayal şimdi gözümde... Belki biri bulurdu, belki batardı suda, belki de şişe kırılır, mektuplar denizle hem hal olurdu. Sonuç önemsiz, önemli olan amaç. Öyle ya ben ulaşırdım amacıma. 

21 Haziran 2014 Cumartesi

Sessiz gözyaşları...

Uzaklarda sevdikleri olmayanlar bilemezler özlemi... Ayrılığın gelip çatacağı gün muammadır çoğu zaman... Hüzne karışmış buruk bir hazan mevsimidir vakit, rüzgarın silsilesi savurur kırık kırık... Ağaçlar sonbaharmış gibi hüzne doygun yapraklarını bir gözyaşı gibi bırakıverirler. Doymak bilmeyen sevgi gerçek boyutunu kazanır. Ne kadar sevmişsen kalbin sana söyleyiverir, özlemin büyüklüğü ölçer bunu... Ayrılık anı bir bastı zaman kalıbının içine girsin istersin, saatin tik takları izin vermez. Bir damla gözyaşı düşmesin diye yanaklarından göğsüne gömersin yüzünü... Vedalar acıdır, hemde çok acı öyleki vedasız ayrılıklar daha bir acıdır; sisli bir havada yönünü bulamamak gibi... Çaresizlik yaşamadan bilinmez; vedalar bir çaresizliktir benim gözümde, dile gelmemiş çaresizlik... Çaresizlikte acıdır madem öyleyse karşılıklı tabirleri birbirini keşfediverir... Acı veren şeyler üzerine acı çekmek! Bir dalganın kükreyişidir sessiz gözyaşları; vedalar silsileye uğramasın diyedir sessizlikleri, ama o yürekte bir çare fırtınalar kopar acıya hükmedercesine gizlenen... 

22 Nisan 2014 Salı

Diyar...Diğer...Diğerleşme

Ara verdiklerim arasında yorgunluğum da var...
Sayıp dökemeyeceğim kadar çok hayalim...
Ağlamaya güç yetiremeyeceğim kadar üzüntüm...
Şimdi Diyarbakır sokaklarında gözlerim doluyor;
       Sabahtan akşama kadar 5-10 kuruş kazanmak için rehberlik yapan 11 yaşındaki Mehmet'i gördükçe içim sızlıyor...
Simit satan yaşlı amcanın huzuru beni şaşırtıyor, müşterisinden hiç kar payı almadan ürün satan esnaf  beni duygulandırıyor. 
Hafızalarımıza korkuyla kazanmış, içimize nefret tohumları atılmış biz hep Diyarbakır'a yurdum insanına bu gözle bakmışız... Orada kalan iyi niyetli, sevecen bakışlı, sıcak insanların varlığına varamamışız. Şartlamışız kendimizi; Kürt demişiz, Arap demişiz. Bölgede yaşanan kaos bizi ırkçı yapmış. Sevmez olmuşuz, uzak durmuşuz... Hali hazırda bu böyle; şartlanmışlık bizde vazgeçilmez bir bütün olmuş. O insanların gözlerinin içine bakamaz olmuşuz aman ha bakmayalım yoksa gözlerindeki sevgiyi görürüz. Sevmeyi öğrenmeden önce önyargı besleyerek uzaklaşmayı öğrenmişiz. Şimdi Mehmet için değil de daha çok kendini bir şey sanan, yüksekten bakıp insanları aşağılayan, küçük gören, sevmeyi bilmeyen, kendi kültürüne sahip çıkmayıp ondan nefret eden, ırkçı, büyük şehir insanına üzülüyorum, acıyorum.
Rabbim gönüllerimize sevmeyi ilham etsin. Vesselam...

7 Şubat 2014 Cuma

Ah bu merdivenler...



Hep bir günlerde saklı şeyleri kim ister ki?
Bir gün şöyle olacak ve bir gün böyle...
Bir gün yürüyeceksin sende bu merdivenlerden...
O 'bir gün' ne zaman gelecek?
Peki ya bu merdivenler hangi merdivenler?
Bence artık zamanı belli umutlara tutunmalıyız. 
Umut var eden şeylere; sıkı bir yere tutunmalıyız ki biz düşerken o bizi bırakmasın.
   Sıkı şeylere tutunmak umuduyla...

Bazen sözcükler anlamsızdır...


Yaşamının yoldan çıkışını anlatmaya kelimeler yetmezdi. Söyleyeceğim hiçbir şeyle avutamazdım onu ve tek yaptığım yaşadıklarını küçük görmek olurdu. Sevdiği birini kaybeden, ölen kişinin daha iyi bir yere gittiğini söylemek gibi. Hiç kimse duymak istemezdi bunu. Ne bir şeyi değiştirir , ne kederini azaltır ne de ölümün sebebine bir ışık tutardı.
        Bazen ucuzluyordu sözcükler. Yeri geldiğinde çok kudretli olabiliyordu ama, bunun gibi nadir durumlarda, sözcükler değersizdi...

31 Ocak 2014 Cuma

Güneş tam karşımda şimdi...Benliğime vuran sıcaklığını içime çekiyorum. Beni çileden çıkaran ağrıları dizginlesin diye ona sarılıyorum. Gürültüden soyutlanıyorum ve bu karların altında ben güneşin tadına bakıyorum.  Manzarayı seyrediyorum; beni benden alıp götürmesin diye elimi çabuk tutuyorum. Mutluluk kurduğum bu yerde şimdi gözyaşlarımı temizliyorum.  Biliyorum artık... Baktığım her cephenin beni sürükleyip götüreceğini biliyorum. Bana verilen fırsatların sonundayım. Özenle baktığım ama sonunda içine giremediğim hayallerimin sonuncusundayım. Şimdi ben hissetmeden bir kapının kilidi  dönüyor. Benim göremeyeceğim yerlerden tam arkamdan gizli sesler yükseliyor. Kendime kurduğum dünya artık hırsızların istilasında, keşfedildim. Hayallerim artık başka ellerde; onları benden çaldılar... Artık aynı hayalleri kuramam...

30 Ocak 2014 Perşembe

Açık mektup




  Gamze Yılmaz'a itafen...
Uzaklarda birini gördüm. Bir kız; bana uzak kalan bir yerlerde... Bir köşesinde yalnız başına ağlayan, tüm kırgınlığına rağmen ateşlere kendini atan... Bir şeyler elde edebilmek için mücadele veren; bu sadece uzaktan gördüğüm kadarı değil bu sadece koridorlardan bana yansıyan... Uzaktan tek okunan onun mutluluğu kimseler bilmese de onun mutluluk oyunu; ne yaşarsa yaşasın etrafındakileri mutlu etmek için oynadığı bir oyun... Yalnız ağlayan ama ağlayanı yalnız bırakmayan... Bu sadece koridorlarda gördüğüm kadarı değil; bir yurt odasından yansıyan... Hiç görmediği biri için gözyaşı dökebilen, arkadaşları için ne pahasına olursa olsun mücadele eden ama kıymeti bilinmeyen bir kız... Gecenin karanlığında merdivenlerde ağlayan kızı yalnız bırakmayan bir dost o... O her şey benim için, bir sessizlikle tanıdığım kahkaha... Beni güldürebilen, gerçekten sevmesini bilen, içi dökülemeyen sızılarla dolu bir  dost... Çok kısa sürede çok şey paylaştığım insan; şimdi gidiyormuşsun 'gitme' deyince kalamayacağını bildiğimden sana 'gitme' demiyorum. Nasıl mutlu olacaksan öyle yap! Ama hep mutlu ol! İnşallah hayatın boyunca güzel insanlarla karşılarsın! Umarım Senin sevginin kıymetini bilecek, seni yarı yolda bırakmayacak dostların olur. Seni için dileyebileceğim, senin mutlu olacağın her şey seninle olsun. Umarım hayallerin gerçek olur ve hep çok sevilirsin... İleride çok ağlamaman dileğiyle ve bu dostluğun hiç bitmemesi duasıyla... Sana böyle uluorta yazdım ama ne biliyim içimden böyle yapmak geldi istersen yazıpta veririm... Canım arkadaşım Allah'a emanet ol... Seni çok seven biri...