Bir yılı daha geride bırakıyoruz; ama şöyle ama böyle... Belki hüzünlüyüz; içimiz buruk, belki de yeni sayfalar açacağımız yeni ve güzel bir yıl diye seviniyoruz. Güzel başlangıçlar yapıyoruz evet istikrarlı ders çalışıyoruz, yeni planlar yapıyoruz...Düşünsene yepyeni bir yıl; düşünmek için, çalışmak için, başarmak için, önceki yılda yaptığın hataları tekrarlamaman için, pişmanlıklarından arınman için...Düşünsene yepyeni seçenekler; yeni insanlar, belkide bir üniversite, belkide bir iş...Ya da yen yıl senin için vazgeçemediklerine bir kez daha sarılman için yeni bir fırsat, bu yılda beraberdik ve yeni yılda da beraberiz inşallah için bir fırsat...
Belkide sürekli ertelediğin bir şeyi yapabilmen için bulunmaz hint kumaşı, kendinin farkına varman için ya da var olan sınırlarını aşman için yeni bir macera...
Ya da benim gibi beklentisizsin...Çünkü biliyorsun; planlar yaparak girdiğin yeni yıl sana planlarının içinde olmayan, hayal bile edemeyeceğin şeyler yaşatıyor; bazen beklentilerinden uzak hayal kırıklıkları, acılar, yorgunluklar bazense tarifi imkansız mutluluklar, başlangıçlar...Bu nasıl biliyor musun? Allah hani iki iyiliği bir arada vermez ya hah işte tam ondan...
Sanmayın çok mutlu görünen insanların sıkıntılarının olmadığını, sanmayın çok mutsuzların yaşadığı mutluluklar olmadığını...Her şey bir denge içinde yaratılmış ve o dengeye göre işliyor...Sen ne yaşıyorsan sanma ki yalnız yaşıyorsun; bazen beterin beterinin var olduğunu görebilmeli insan...
Yeni yıl diyorsun ve benim gibi beklentisizsin çünkü biliyorsun açtığın o yeni beyaz sayfa ama şöyle ama böyle dolacak...Biliyorsun sen ne plan yaptıysan hayat istediğini oynatacak ve önüne sadece ilerleyebilmen için seçim şansı koyacak ve her yeni yıl, her yeni yaş senin için böyle akıp gidecek...Belki bir Hindistan'da, belki bir Amerika'da...
Hayat neler getiriyor bilemezsin ki...

Çok özür dilerim çünkü bugün hikayenin devamını yazamayacağım. Kendimi iyi hissetmiyorum. Dün yurtta bir arkadaşım intihar etti.(ayrıntıları belki iyi hissedince yazarım.) Aslına bakarsanız kızı tanımıyorum ama en yakın arkadaşımın arkadaşı; benim arkadaşım olayı bizzat yaşadı. Kızın durumu hakkında pek bir bilgim yok tek bildiğim hala yoğun bakımda ve tüm kemikleri kırık... Aynı olayı daha önce kendi kuzenimde yaşadığım için bugün sinir krizi geçirdim.(ayrıntıları iyi hissettiğim de, kuzenimi de daha sonra ama onunki intihar değil ve o vefat etti) Aslında annemin de dediği gibi ben güçlüydüm ama sanırım bu sefer sandığım kadar güçlü çıkmadım. Bilmiyorum sanki yaşadıklarımı yeniden yaşadım; bacaklarım beni taşımadı, üstüne basamadım berbat bir şey...İşte anneme haber verdiler, uzun süre kendime gelemedim, annem de zaten çok korkmuş. Eve gittim; ağlaya ağlaya uyuya kalmışım. Saatlerce uyudum, kafamı kaldıramadım; serum sonrası gelen uyku gibiydi tabii bunu yaşamakta korkunç bir şey. Zaten arkadaşlarımı da çok üzmüşüm hepsinden çok özür dilerim; elimde olmadan yaşadığım bir şeydi. Ama şimdi sabaha göre daha iyiyim...Bugünün tek güzel yanı uzun süredir küs olduğum çocukluk arkadaşımla barışmamız oldu... İnsan sevdiklerinin kıymetini onlar elinden gittikten sonra anlıyor herhalde ona bir şey olsa bunca zaman neden küs kaldım diye kendimi hiç affetmezdim o yüzden iyi ki daha fazla uzamadı diyorum, saçma sebeplerle başlayan bir şey... Dediğim gibi artık sevdiklerimin kıymetini biliyorum. Bu küslük olayında en çok üzüldüğüm şey birbirimize verdiğimiz sözleri ve onları tutamamak...Her şey eskisi gibi olmaz belki ama ben bundan sonra sevdiklerimi kaybetmeye dayanamam. En sevdiğimden birinin daha ne olursa olsun beni bırakıp gitmesine dayanamam. İşte bugün bunu çok daha iyi anladım. Ne biliyim ya artık olmasın hayatımda böyle şeyler, benim dayanacak gücüm kalmadı...ama şu da bilinmeli ki ne yaşarsam yaşayayım asla isyan etmedim, sözlerim bir isyan, bir sitem değil, sadece yaşamak istemiyorum işte...Ben hep iyi ki Rabbim var ve ben onu iyiki tanıdım yoksa bu acıların hiçbirine dayanamazdım dedim...
İşte öyle...

Eskiye dair ne varsa özledim; sanırım her eskiyen zamanda her geriye bıraktığımı da özleyecekmişim gibi görünüyor.Geçmişte yaptığım hatalarımı telafi etme gibi bir şansım olsa keşke; geriye döndüğümde bir çok şeyi düzeltirdim, düzeltmek yerine yapmazdım bile...Ne yazık ki dönemiyoruz.Böyle sıkı sıkı sarılmak isterdim bırakmak istemediklerime; kıymetlerini bilirdim, onları kaybetmemek için elimden ne geliyorsa yapardım. Arkadaşlarımı da hiç bırakmazdım, kırdığım kalpleri hiç kırmazdım çünkü kıymetini sonra anladım...İş işten geçince...Anılarımın da kıymetini bilirdim, böyle buram buram içime çekerdim yaşadıklarımı, hafızama kazırdım; onlar olmadığında benden çıkmasınlar diye...İşte bu yüzden ölümsüzleştirilmiş anılarıma baktığımda hep içim yanıyor çünkü özlem duyuyorum:Eski kışlara, yazlara, sonbaharlara...Eski oyuncaklarıma, eski kardan adamlarıma, eski şekerlerime, eski tokalarıma, çocukluğuma...Artık yalnız başına hiçbir şeyin anlamı yok. Eğlenmek bile o kadar tatlı değil...En yakın arkadaşlarımı toplayıp yeniden bebeklerime elbiseler dikmek istiyorum onların şaçlarını yapmak...Ama bana biz büyüdük diyorlar, ben de küsüyorum; belki de küsmüyorum, özlüyorum...İstediğim belki de bebekler değildir belki onlardır ama onlar bilmiyorlar ki bunu...Bazılarına seslensem de artık beni duyamayacak haldeler; en yakınlarım hep uzağımda şimdi...En sevdiğim gecenin zifiri karanlığında,yazın kavurucu sıcağında, kışın dondurucu soğuğunda, sonbahar yağmurlarının altında; mis gibi toprak kokusunda...En sevdiğim mezarın altında...Diğer en sevdiğim uzaklarda; yakın da ama uzakta, yeni bir dünyanın kapısında, yeni bir hezeyanın içinde, hayal kırıklıklarıyla dolu bazen özlemle...Bir de çok temiz kalplim vardı işte ben onun kalbini kırdım; şimdi kırıkları toplasam da kesikler öyle derin ki kenarlarından su sızdırıyor. İşte öyle o yüzden çocukluğuma çok özlem duyuyorum; apartmanda kurduğum evciliklere, sandalyelerden oluşturduğum çadırlara; geceyi gündüzü, okulu, hafta sonu çocukluğumun her anını beraber geçirdiklerimi özlüyorum... Şimdi de şimdiyi özleyeceğim biliyorum; Diyana'nın koridorlarda bağırarak şarkı söyleyişini ve o berbat sesimle eşlik edişimi, komik kavgalarımızı, Aybike'yle kopya çektiğim günleri; Aybike'yle ne zaman dışarıya gitsek sadece iskender yediğimizi, doğum günümde aldığı çiçeği imza gününe gelen bir yazara hediye ettiğimizi, Esra'nın doğum gününde Kızılay'da yoldan geçen;önümüze çıkan herkese 'İyiki Doğdun Esra' dedirtip facebooktan yayınladığımızı, sokaklarda millete saçma sapan sorular sorarak anket yaptığımızı söylediğimizi, hatta bakkala girip bir kilo çorap deyip kaçmak istediğimizi, derslerde önümde oturan Esra'ya sürekli: Esra...Esraaaa...Dinliyor musun?, çok sıkıldım...Hadi kantine gidelim demeyi; hatta İngilizce yazılısında ona kopya verip kendi notumun onunkinden düşük oluşunu izlemeyi;Beyza'nın yanına gidip onu unuttuğumuza dair attığı tripleri; sonra onu yumuşatıp o yumuşacık kırılgan kalbinin enginlerine sığınıp açılan yüreğinden akan sıkıntılarını dinlemeyi, ağladığında ona sarılmayı; Rabia ile sürekli fenomen kitapları okuyup oradaki aşk hikayelerini dilemeyi, bağırarak hatta ağlayarak kitapları heyecanlı heyecanlı ona anlatmayı; hatta statik elektrik yollayıp Rabia'yı kahkahalara boğmayı, Zeynep'le sürekli aynı burçtandaş olduğumuzu söyleyip, sürekli aynı olduğumuzu konuşmayı, onunla dertleşmeyi hatta atarlı ifadelerini, sinirlenişlerini; Elif'le İngiltere Kraliyet ailesinin kitaplarını okuyup onların üzerine bilgece ihtisas yapmayı; Sümeyye'ye Süm demeyi, sonra onun şiir yeteneklerini övmeyi; Nurbanu'ya Nurbiş demeyi, dersin ortasında hoca arkasına dönükken Ankara havası söyleyip oturduğumuzdan yerden oynamayı, Aybike'nin yanına giderse benimle oturmadığı için ona trip atmayı, onun o çok bilmiş havalarını, düşük alacağı sınava bu mu zordu deyişlerini; sonra İnci'nin çantasına koyduğum yazıyı hala farkedememesine sinir olsam da onunla gülmeyi ve eskileri yad etmeyi... Sanırım çoook ama çoook özleyeceğim...Sanırım liseyi geride bıraktığımda bunlara geri dönebilmek için yakaracağım...
Yaptığım hatalar, elde ettiğim tecrübeler, ettiğim kavgalar bana hayatın bir dersi; ben ağzımın payını aldım o yüzden Livanur'un kıymetini biliyorum, o yüzden Dinenur'a her fırsatta ona onu özlediğimi söylüyorum, o yüzden Aybike benim hala kardeşim, o yüzden Esra'yı yarı yolda bırakmıyorum, o yüzden hala Sevde okul birincisi olsun istiyorum; o tertemiz, kötülük düşünmeyen kişiliğine, arkadaşlığına bu kalbine bunu ona layık görüyorum. O yüzden Şevval benden nefret etse de ben ondan etmiyorum. O yüzden her fırsatta Nurbanu'ya onun çok iyi bir arkadaş olduğunu söylüyorum. O yüzden Diana'ya ne yaşarsak yaşayalım kötü günlerin geçip iyi günlerin geleceğini; hazandan sonra başka mevsimlerin de geleceğini söylüyorum. O yüzden her fırsatta Beyza'nın yanına gidiyorum; kalbi kırılmasın diye...
Bundan sonra hayatımda kalpleri kırılan Merve'ler olamaz; her hatırladığımda şöyle bir içim cız ediyor, boğazımda bir şeyler düğümleniyor...
Artık elimden geldiğince kıymet biliyorum; geriye döndüğümde pişmanlık yaşamamak için... Her özlediğim de gülümseyebilmek için...
Çaresizliğimi deva bulmayan ellerde arıyorum bende...
Nereye sürüklendiğimi bilmeden küsüyorum
küsülmemesi gerekenlere...
Çoğu kez elim kolum bağlı kalıyor işte,
İçimi nereye akıtacağımı bilmeden çırpınıyorum...
Deva nerededir kestiremiyorum,
Ne yapsam bilemiyorum,
Açmaz bu, açılmaz kapıların ardındaki sır,
Ne yapacağını bilmemek ne büyük talihsizlik...
Aman ne çaresizlik, umarsızca deniyor buna.
Ben kendi yaramın dermanı olamamışken,
Neden çırpınırım ki başka gönüllerin refahı için...
Meçhul...Benim gibi onlarda meçhul...
Gelmeyecekler gelse keşke...
Gelmeyeceğini bildiklerin ansızın gelse...
Devayı bilsen de yokluğu ne işe yarar şimdi...
Gelmeyecekler var ya işte onlar...
Onlar keşke gelseler de...
Beraber ağlasak....
Köpürmeyi özleyen bir deniz kadar dinginim şimdi
Ellerimde yüreğimin kırıkları
Gözlerimde bekleyen tufan
Kor olmayı bekleyen soğuk havayım şimdi
Mevlana'nın Şems'e özlemi gibi
Mevla'ya olan vuslat gibi
Bekliyorum bende seni, belkide sana olan vuslatımı....
Ben kafayı yemezsem iyidir: 4 gündür yanıp tutuştuğum halde bloga giremiyorum neden mi? Çünkü sınavlarım var benim, bir öğrenciyim benn...İçim nasıl birikti, nasıl! anlatım bozukluğu yaptım bu cümlede :D...Bu arada şimdi spordan geldim:Gitmeden önce kahvaltı yapmamıştım, sanırım spor baya acıktırıyor.Kahvaltım dehşet oldu :/ her şey boşa gitti Her neyse asıl bomba habere bak: Adam 4.kez evlenmiş, hemde 17 yaşında bir kızla; içim ürperdi vallahi kendisi 60 mıdır 70 miş mi? Ay bide görmüştüm ben bu dedeyi! Hani bir yakınım falan değil ama pes doğrusu; ülke bunun gibi sapıklarla kaynıyor; din adı altında, hak diye diye yapan, nice hacı dedeler... O değilde yaşlı amcaların itibarını bitirdi...Hadi bunu geçtim 'Genç Kalemler Hikaye Yarışması'nın sonuçları güya 20'sinde açıklanıyordu ama 21'i oldu heyhat! Zaten içimde bir heyecan alevlenmiyor, sanırım bir şey olmadı ama bunu söylemekte çok acı verici, ağlamak istiyorum...Ama, eğer, of!, derece elde edemezsem yayınlamayacağım. Yani o hayal kırıklığıyla, içim elvermez, belki ileride :..( Bugün İNŞALLAH yeni yazılar yazma hayalim var umarım vakit bulurum.Hızla artmasını hayal ettiğim blog takipçilerime şimdiden kocaman selamlar... Ben yeni yazılar yükleyene dek hepiniz dua ile kalın... .)
Sanırım o ojeler bugün silinecek...Silmelisin ya! İçinde ne varsa söküp attığın gibi onları da söküp atmalısın. Birde ağlıyor musun? Bak olmadı bu; rimelin aktı, dudakların şişti, gözlerinden bahsetmiyorum bile; perişansın...Kelimeleri kullan; ağlamakla neyi çözüyor insan... Acına, yüreğindeki sızıya söz geçiremediğini biliyorum; biliyorum bilmesine de neyi değiştirdi gözyaşların? Bak; şimdi daha çok hasta oldun, daha çok kırıldın, yoruldun, parçalandın, hiçlendin. Benliğin şaştı, eski neşen kalmadı, içinde yeni yeni filizlenen duygularını öldürdün...Arın artık, hadi be canım; yüzünü yıka, üstüne bir de güzelce uyu... Uyu ki yarınlar yeni bir gün olsun... Yaralar sarılsın; biliyorum yaran hiç geçmeyecek, biliyorum; sadece kabuk bağlayacak... ama sen güçlü oldukça ayakta kalacaksın...