Translate

12 Aralık 2014 Cuma

Teşekkürler...

Merhaba,
Uzun soluklu bir aradan sonra sizinle hayatımda olup biten güzel şeylerden bahsetmek istiyorum...
Heyecanla vereceğim haber ise.....
Bu ay 2 tane edebiyat dergisinde yazılarım yayınlandı. Hemde "2"
Bu dergilerden 1.si "Uludağ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi" tarafından hazırlanan "İncir Çekirdeği Dergisi" Yazın hayatına başlamamda elimden tuttukları için onlara sonsuz teşekkürler... Bana inanıp dergilerinin ilk sayfalarında yer verdikleri için özel bir teşekkür daha....
2.si ise ilginç içerikleriyle ve geniş yelpazesiyle birçok yazarı bir araya getiren "Kültür Çıkmazı Dergisi" onlara da özel bir teşekkür, ben emeklerken elimden tutup yürümeme yardımcı oldukları için...
Şuan ki mutluluğumun tarifi imkansız... Küçükte olsa hayallerime adım atmanın, bir başlangıç yapmanın mutluluğu içerisindeyim. Bana destek olan ve hep inan insanlara kucak dolusu teşekkür daha...
Dipnot: Belirttiğim dergileri "İSSU" uygulaması ile app olarak indirebilir ve mobil okuyabilirsiniz. Bakmanızı tavsiye ediyorum. Bana değer verip okuyanlar iyi ki var. Vesselam...
Bakınız: http://incircekirdegidergisi.weebly.com/
http://kulturcikmazi.com/

2 Kasım 2014 Pazar

Kalp Kırmak...



Ahenkle çalınan uyumlu notaların arasına yanlış bir sol yerleştirdim ben. Hemde en kalınından sert bir sol. Tınıyı derinden sarsacak bir sol. Başlayan senfoni küçük gibi görünen bir hatadan dolayı yerle bir oldu. Domino taşları gibi başlangıcın yanlış sesi tüm orkestranın sarsılmasına sebep oldu. Sonucunda da ortaya kocaman bir hezimet çıktı, küçücük gibi görünen o sol anahtarının yüzünden... İşte bende aynısı yaptım,bir kalp kırdım. Kalp kırmakta böyle benim için, sevdiğim bir parçanın içinde farkettiğim o yanlış nota, farkedilebilen yanlış nota... Peki kırılan kalp nasıl tamir edilir? Kanaatimce o kalp bir makineden ibaretse parçalarını toplayabileceğiniz bir parçalanmışlıktır. En korktuğumsa o kalbin bir cam vazo olması, kırılan parçalarının elinize batmaktan başka çaresi olmayan... İşte onu tamir etmek... Var mı böyle bir şey? 
 İçimde hissettiğim şey vicdanımın acı çığlıkları, gözlerimi kapatmama mani olan o hırçın dalgalar... Kalp kırmak duyguların en farklısı diyebilirim. İnsana yaptığı hatadan ötürü ızdırap duyduran türden bir şey... Acı beraberinde çoğu kez pişmanlığı sürüklemez,yalnızca acır; olan biten için... Kalp kırmaksa pişmanlığın en dipsiz kuyularına çeker seni. Bir hortum gibi içine hapseder, kara delik gibi çeker. İçinizde sizi yiyip bitiren bir kurt gibi didik didik eder her köşeciğinizi... Pişmanlık, insanın kendisine ağlamasıdır. Kalp kırıklığıysa sizinle ağlayan birini ağlatmaktır. Bazen bir hiç uğruna... Masada konuşulan, havada kalan sözler gibi, oysa mesaj yerine ulaşmışsa, posta kutusundan çıkarılıp okunmuşsa bir zehir yudumlanır mecburi. Her zehrin panzehiri olmadığı gibi dipsiz kuyularında yoktur. Peki kalbi kırılan bertaraf edebilir mi? Tenine bir kor gibi değmiş o ateş pahası sözleri. Acıyı görmezden gelebilir mi? Kalbi kıran, pişmanlığını kırdığının ona yaşattıklarına sayabilir mi? Öyleyse bu haksızlık mı olur? İşte bunları ayırt edemeyecek kadar kararsızım ben...

24 Ağustos 2014 Pazar

Veda

Birazdan okuyacağınız bu yazı benim için çok büyük anlam taşıyan, şüphesiz kıymet verdiğim özel yazılardan biri, belki çok aktif bir blogger değilim ancak paylaşım yaptığımda da onun güzel olmasından yanayım. Yorum ve önerileriniz beni mutlu eder. İyi Okumalar...

(Yukarıda gördüğünüz fotoğraf, ölen bir insanın küllerinin, yakınları tarafından  Ganj nehrine atıldıktan sonraki ağıt  töreninden bir kare)

VEDASIZ AYRILIKLAR

Şüphesiz kaybetmek ne demek en iyi ben bilirim... Tamam belki benim gibi daha niceleri vardır. Ama onlar ve ben biliriz bunun ne acı tesadüfler olduğunu... Kimsenin başına gelmemesi için dua edeceğimiz kadar kötüdür bu his... Vazgeçmek değildir bu vazgeçirilmektir... Ve biz biliriz her güzel şeyin bir gün biteceğini; bazen farkına bile varamayız elimizdeki güzelliklerin, oysa hep kıymet elimizden gidince anlaşılır... Ya da bilmem belkide farkında olarak yaşarız o nimeti bir gün biteceğini düşünmeden... Tasarrufsuz da davranız ama yine yetmez, yeterli olamaz... Biz biliriz sevdiklerinden ayrılanların ayrılık acısını... Ah bide sonunda beklediğiniz bir umut yoksa yaşananlar daha da bi acı verici olur. Yaşadığınız, yaptığınız her anın geri gelmeyeceğini bilmek derin ukteler uyandırır sizde; boğanız düğümlenir... Kimi zaman bu his ne yapacağını bilememektir çünkü engeleyemezsiniZ, engel koyamazsınız... Acının sebebini bilirsiniz çoğu zaman ama bilmemezlikten gelerek gözyaşlarınızı savuşturursunuz... İçinize düşen o hissi, o yumruyu anlamamızlıktan gelirsiniz... 'Yaşamasaydım keşke' demek doğru mudur sizce? Eğer dersek yaşamanın bir anlamı olur muydu? Ya da bilmem her insan sizce her şeyin biteceğini bile bile mi yaşar? 
Ölüm gibi tatsız bu his, histerikli bir veda... Peki ya vedasız ayrılık daha mı iyidir? Yaşadım biliyor musunuz? Vedası olmayanı yaşadım... İstemeden yaşadım ve bir daha asla göremeyeceğimi anladım Oysaki veda öyle önemliydi ki benim için... Şimdi ne zaman birinin yanından ayrılsam hep ona sıkı sıkı sarılıyorum, veda ediyorum; ama o bilmiyorki neden yaptığımı... Bilmiyor ki onunlada vedalaşmadan ayrılmak istemediğimi... Ölüm iki hece dört harf... Acımasız bir kahkaha gibi... Seni senin elinden almak için kapına dayanmış gibi... Senin parçanı koparmaya gelmiş gibi... En sevdiğin gittiğinde senden alındığında bütün bütün olmasa da parça parça ölüyorsun böyle sende ölmüşsün gibi... O gidince peşi sıra sende gitmek istiyorsun onunla olayım diye, sende ölmek istiyorsun çünkü onun ne yaşadığını bilmek istiyorsun... Ayrılık... Kor gibi taze içimde hep gözlerimin önünde... Birde ne var biliyor musun? Unutmak... Bazen ona ne diye seslendiğini bile unutmak... En acısıda bu... Ve ben hep zihnimde tazeliyorum onu kendimi zorluyorum; ağlasam bile onunla yaşadıklarım silinmesin diye onu hep aklıma getiriyorum. Acı hiçbir zaman ilk günkü gibi taze değil aynısı gibi kalmıyor ama hiçte bitmiyor; zaten bitsin istemiyorum ki... Şimdiki ayrılıklara hep büyük tepkiler veriyorum sebebi belli sanki onunla yaşadığım gibi olacak korkusu, aynı acıyı yeniden hissetmek gibi... Şimdi şu ufacık ayrılık bu yüzden bu kadar zor... Bu bende her şeyin yeniden tazelenmesini sağlıyor. İşte bu yüzden yaşadığım acı olağanca önüme serildildiğinden ben bu kadar üzgünüm. Kaybetmek ne demek, özlemek ne demek, ayrılık ne demek iyi biliyorum. Kelimelerin anlam bulmuş haliyimde ondan... 

Deniz...




Hiç şüphesiz bu dünyada beni yalnızca uçsuz, bucaksız, engin denizler anlar. İçimi dökebildiğim, sevincimi, hüznümü kuşkusuz paylaşabildiğim tek adres... Yüreğimi yakan acıları dalgalarına saldığım, hüsran yaşlarımın kırıntılarını içine bıraktığım engin denizler... Sanki karşısına her çıktığımda, her kendimden bahsettiğimde, her kırgınlığım da kıyıya vuran hırçın dalgalar bana bir cevap gibi... Acılarım her sert dalgalarda, sanki suya çarpmış bir kaya misali... Oysa benim gönlümde o kayalar un ufak oluyor her dalga darbesiyle... İçime bu denli huzuru salabilen bir arkadaş, bir sırdaş, bir dost...   Sessiz, kimsesiz bir köşede karşısına geçip dertleşmek benim en büyük tesellim...
Ben... Bozkırın çocuğu, Anadolu'nun ortasında kalmış güya bir büyük şehrin evladıyım. Bundan sebep, hep hasretim deniz kokusuna, dalgasına... Uzağım öyle uzağım ki... Vuslatım, yaz mevsimi kapıyı çaldığında üç beş günlük denizden ibaret... Hani insan sevdiğiyle beraberdir ya mesafeler olsa bile işte aynen öyle. Mektuplarım var benim kocaman kutular dolusu, denize yazılmış mektuplar... İçimi dökebildiğim tek varlığa kağıtlar, kalemler, kelamlar eşlik eder oldu. Güya birde hayallerin kucağındayım. Cam bir şişeye dolduracaktım mektuplarımı, ağzını da mantar tıpayla kapatacaktım. Sonra da en yakın kavuşma anında salacaktım hırçın dalgalara... Çocukça bir hayal şimdi gözümde... Belki biri bulurdu, belki batardı suda, belki de şişe kırılır, mektuplar denizle hem hal olurdu. Sonuç önemsiz, önemli olan amaç. Öyle ya ben ulaşırdım amacıma. 

21 Haziran 2014 Cumartesi

Sessiz gözyaşları...

Uzaklarda sevdikleri olmayanlar bilemezler özlemi... Ayrılığın gelip çatacağı gün muammadır çoğu zaman... Hüzne karışmış buruk bir hazan mevsimidir vakit, rüzgarın silsilesi savurur kırık kırık... Ağaçlar sonbaharmış gibi hüzne doygun yapraklarını bir gözyaşı gibi bırakıverirler. Doymak bilmeyen sevgi gerçek boyutunu kazanır. Ne kadar sevmişsen kalbin sana söyleyiverir, özlemin büyüklüğü ölçer bunu... Ayrılık anı bir bastı zaman kalıbının içine girsin istersin, saatin tik takları izin vermez. Bir damla gözyaşı düşmesin diye yanaklarından göğsüne gömersin yüzünü... Vedalar acıdır, hemde çok acı öyleki vedasız ayrılıklar daha bir acıdır; sisli bir havada yönünü bulamamak gibi... Çaresizlik yaşamadan bilinmez; vedalar bir çaresizliktir benim gözümde, dile gelmemiş çaresizlik... Çaresizlikte acıdır madem öyleyse karşılıklı tabirleri birbirini keşfediverir... Acı veren şeyler üzerine acı çekmek! Bir dalganın kükreyişidir sessiz gözyaşları; vedalar silsileye uğramasın diyedir sessizlikleri, ama o yürekte bir çare fırtınalar kopar acıya hükmedercesine gizlenen... 

22 Nisan 2014 Salı

Diyar...Diğer...Diğerleşme

Ara verdiklerim arasında yorgunluğum da var...
Sayıp dökemeyeceğim kadar çok hayalim...
Ağlamaya güç yetiremeyeceğim kadar üzüntüm...
Şimdi Diyarbakır sokaklarında gözlerim doluyor;
       Sabahtan akşama kadar 5-10 kuruş kazanmak için rehberlik yapan 11 yaşındaki Mehmet'i gördükçe içim sızlıyor...
Simit satan yaşlı amcanın huzuru beni şaşırtıyor, müşterisinden hiç kar payı almadan ürün satan esnaf  beni duygulandırıyor. 
Hafızalarımıza korkuyla kazanmış, içimize nefret tohumları atılmış biz hep Diyarbakır'a yurdum insanına bu gözle bakmışız... Orada kalan iyi niyetli, sevecen bakışlı, sıcak insanların varlığına varamamışız. Şartlamışız kendimizi; Kürt demişiz, Arap demişiz. Bölgede yaşanan kaos bizi ırkçı yapmış. Sevmez olmuşuz, uzak durmuşuz... Hali hazırda bu böyle; şartlanmışlık bizde vazgeçilmez bir bütün olmuş. O insanların gözlerinin içine bakamaz olmuşuz aman ha bakmayalım yoksa gözlerindeki sevgiyi görürüz. Sevmeyi öğrenmeden önce önyargı besleyerek uzaklaşmayı öğrenmişiz. Şimdi Mehmet için değil de daha çok kendini bir şey sanan, yüksekten bakıp insanları aşağılayan, küçük gören, sevmeyi bilmeyen, kendi kültürüne sahip çıkmayıp ondan nefret eden, ırkçı, büyük şehir insanına üzülüyorum, acıyorum.
Rabbim gönüllerimize sevmeyi ilham etsin. Vesselam...

7 Şubat 2014 Cuma

Ah bu merdivenler...



Hep bir günlerde saklı şeyleri kim ister ki?
Bir gün şöyle olacak ve bir gün böyle...
Bir gün yürüyeceksin sende bu merdivenlerden...
O 'bir gün' ne zaman gelecek?
Peki ya bu merdivenler hangi merdivenler?
Bence artık zamanı belli umutlara tutunmalıyız. 
Umut var eden şeylere; sıkı bir yere tutunmalıyız ki biz düşerken o bizi bırakmasın.
   Sıkı şeylere tutunmak umuduyla...