Translate

7 Aralık 2013 Cumartesi

Gibi, gibi ve gibi...


Ne çok mektup gönderdim imkansız olana...Defterin boş sayfasını açıp ne çok konuştum onunla...Karşı koyamadıklarımı, aynı anda ne çok şey yaşadığımı, değişen psikolojimi; önce gülüp, sonra üzülüp nasıl hayal kırıklığına uğradığımı...Ellerim boş kaldığındaki çaresizliğimi... Benim için dünya çoğu zaman salıncakta sallanıyormuşum gibi...Hızlı salladığınız da başım dönüyor, düşecek gibi oluyorum...Bazen de akan yaşların içinde gözlerindeki çaresizliği gördüğüm insanlar kalbime minik minik düzinelerce iğne batırıyormuşsunuz gibi hissetmeme neden oluyor... Bazen yollarınız Tac Mahal'e çıkıyor olsa da ne biliyim belki de eski usulle Kabe'ye gidiyorsanız yolculuk çok meşakkatli olabiliyor...Bu sonu feraha, güzel şeylere çıkan yolların çekilen sıkıntıların mükafatı gibi bir şey...Her şerde bir hayır aramak gibi, bu yolun sonunda selamet var demek gibi...gibi gibi işte...Ama 'gibi'lerden daha çok bildiğim bir şey var: O da elde edilen her güzel şey için bir bedel ödendiği, ödediğim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Beni Takip Et Yazılarım Posta Kutuna Gelsin (Maili onaylamayı unutma)