Translate

16 Aralık 2013 Pazartesi

Nerelerdeydin Beni Alıp Götüren?

Aniden yağmur bastırmıştı.Sonbaharın sirenleri çalıyordu. Eylül geldiğini hatırlatıyordu adeta.Her taraf ıslanmıştı. Ağaçların bayram ettiği kesindi. Yazın mayhoşluğunu almıştı.Her taraf bir 'oh' çekmişti. Durmak bilmedi. 
      Genç kız okulun penceresinden izliyordu rahmeti. Sanki o yağan yağmur oydu. Kendini anlatıyordu. O da böyle düşmüştü hayatın ortasına. Kimi zaman canını acıtan hayata...Sanki içini döküyordu. Söyleyemediği ne çok şey vardı. O da bu yolu keşfetti. Böyle döküyordu içini; ne var ne yok böyle anlatıyordu. Biliyordu bu sağanağın altına girdiğinde gözyaşlarının görünmeyeceğini...
 Gözlerini kapattı; gözlerinden akan sıcaklığa aldırmadan... Dinginliğe kaptırdı kendini, buna ne kadar da ihtiyacı vardı... Dünyadan bir dakikalık ayrılığa... Canının yanmamasını özlemişti. Her şey ne de zordu. Başa çıkmak bu kadar zor olabilir miydi? Bir şekilde başarıyordu işte... 
Birden kendini yağmurun kollarında buldu; ağlıyordu galiba ve kimse görmesin istemişti... Ne güzel çareydi keşke her ağladığında böyle gizleyebilseydi. Aldırmadı ve ağlaya bildiği kadar ağladı. Yağmurun soğuğuna gözlerinin sıcaklığı karışıyordu. Ağlıyor muydu? Duygu oydu ama hissetmiyordu. Bahçede sadece o vardı. Yağmurun sesi ve o... Bu dinginlikte kendi başına olmak ne de güzeldi! Yağmurun şırıltısına kulak kabarttı; yayılan toprak kokusunu tüm benliğiyle hissetti...Ölmek için yaratılmıştı ya insan; bu yüzden toprak kokusu güzeldi...Ellerini kendine doladı ve yağmurdan korkmadan kendi etrafında döndü. Sırılsıklam olmuştu; geciken vuslatını yaşıyordu adeta. Özlemiyle sırılsıklam olmuşken bu neydi ki? Başını göğe kaldırdı ve tabii ki yağmurun tadına baktı...

2 yorum:

Beni Takip Et Yazılarım Posta Kutuna Gelsin (Maili onaylamayı unutma)